RSS

Yeni Yıl, Yeni Yıl Hoş Geldin Bize.

Ahh ahh, hobi hobi dedim, süsledim durdum kurbişleri, pastaları...Hiç birşey anlamadım bu yeni yıl hazırlıklarından:)) Zevkle yapıyorum, zevkle süslüyorum kurabiyelerimi..İşimi yani öğretmenliği de çok seviyorum. Her ikisini de en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum..Tabii anneliği de...

Eee sonuç, sen uyumadan ve okulla ilgili işlerimi bitirmeden mutfağa girmediğim için uykusuz geceler...

Neler yapamadım peki?

Evimizi süsleyemedim. Sadece minik ağacımızı süsledik, ışıklarını yakıyoruz her gece, sen çok seviyorsun ışığın ayarları ile oynamayı.
Hande Teyzemizin bize gönderdiği nostaljik Yeni Yıl kartları gibi kartlar gönderecektik sevdiklerimize..Olmadı...

Yeni yıl kurabiyeleri yapacaktım, sana, babana ve sevdiklerimize..O da olmadı ama sen bol bol yedin yaptığım o kurabiyelerden, kaçamak yaparak :))

Peki neler yaptık 20092un son günü?
Ben sabahtan öğlene kadar işyetdim, baban da öyle. Öğleden sonra Beşikaş'taydım. Selin Teyzemizin oğlu Eren Mert'in pastasını teslim ettim. Vapurda yılın son günündeki o güzel havayı belgeledim:)

Sonra Kadıköyde bir kaç işim vardı onları hallettim. Aslında sen babanla beni almaya gelecektin ama vazgeçtik.
Eve döndüğümde baban bize çok güzel bir masa hazırlamıştı, afiyetle mamalarımızı yedik. Hande teyzemizin gönderdiği yeni yıl kartını çok sevdin. Her istediğinde buzdolabının üzerinden kendin alıp okuyormuş gibi yapıyorsun, işte o anlardan bir kare :)

Babanın bana aldığı çoraplarla oynadık. Sana aldığım yeni yıl hediyesi çorabın çok büyük geldiği için onu pek sevmedin, benimki dee sana büyüktü ama geyikelr ilgini çekti:)
Saat 22.00 gibi bizim odamıza, seninle uyumaya girdik ve bir daha uyanamadık. Yeni yıla seninle koyun koyuna uyuyarak girdik, haydi hayırlısı:)

Neyse, sağlık olsun...Çok güzel bir yıl olsun 2010
Sen hep sağlıklı ve mutlu ol,
Acı ayrılıklar yaşamayalım bu yıl,
Mutlu ve aydınlık bir evimiz olsun,
İşimiz rast gitsin,
İhtiyacımız kadar paramız olsun,
Ağzımızın tadı olsun...
Herkes mutlu olsunnn...

Yeni yıl kutlu olsun!
1 OCAK 2010:Yeni Yılın İlk Günü
Bugün sen ve ben Adapazarı'na Erkan Dayı'yı ziyarete gittik. Önce Handan Teyze'ne uğradık. Orda uzun uzun oturduk, mamalar yedik. Sohbet ettik. Sen İrem ve Kerem ile mest oldun. Sonra anneanneye ve Erkan Dayı'ya geçtik. Ömerle de çok güzel oynadın. Erkan Dayı'nın gözü mikrop kapmış, canımız sıkıldı biraz ama bu da geçecek, o neleri atlattı:)

Daha sonra Hakan Dayı'nın dükkanına uğradık. Ahmet Tarık ile oynadın. Süper dolu ve çok keyifli bir gündü. Şansımıza Elifler alışverişe gelmişler babanı da almışlar. Beni de aldınız Ada Center'da gezdik. Penguşalara ve trene bayıldınız. İşte o kareler.

6 Aralık: İyi ki Doğdun Babaaaa


Erkan Dayı'nın başına gelenler nedeni ile pek ilgilenemedik babanla. Doğum gününde ben dayının yanındaydım, sen babişinle baş başaydın. Ertesi akşam Sevinç Teyzenler bizi davet ettiler. Babana sürpriz yapıp pasta almışlardı. Çok sevindik bu sürprize.

Sen büyüyorsun, biz de..Bizimkisi daha sevimsiz senin büyümenin yanında...Umarım önümüzdeki yıllar ve yaşlar hepimizi çok mutlu eden sürprizlerle doludur.

İyi varsın Cücüm, iyi ki kuzumun babasısın..SENİ ÇOK SEVİYORUZ!

Yeni yıl Hazırlıklarımız Başladı


21 Aralık Pazartesi:

Akşam baban seni eve getirirken akşamın 6'sında bastıran derin uykunu bölmek için başladı hazırlıklarımız.Aslında 25 Aralık'taki tatilimde başlayacaktık evimizi süslemeye.Erken oldu daha iyi oldu. Işıklarımız, minicik ağacımız seni çok mutlu etti. Sürekli ışıkla oynuyorsun, ağacı öpüyorsun, ağaç toplarını bir daldan alıp diğer dala asıyorsun:))

24 Aralık Perşembe:
Ertesi gün tatil, bu fırsatı kaçırmadık, en sonunda geldi Diloş Teyzemiz. Hem de elinde maytaplı, mumlu bir pasta ile:))


Üst resimde görüldüğü gibi (25 Aralık tatilimde) saçlarını kısacık kestirdik.

Çok mutlusun çookk...Sadece nezlesin biraz, burnun tıkalı olduğu için sinirlisin azıcık..Bu da geçecek, nezle artık vız geliyor bize..:)

Geçmiş Olsun Erkan Dayı!


Bu pazar günü Erkan Dayı'nı ziyarete gittik. Artık evinde ve O da, Ömer de çok mutlu:))
Hepimiz çok keyifliydik o gece. Uzun zamandır tüm aile bir araya gelememiştik. Kenan Dede'nin eksikliğini çok hissettik o gece...Çok özledik, sesini, gülüşünü, esprilerini...

Ben her gece sessizce ağlıyorum, çok özlüyorum canım babamı..Onu görmek, birazcık sesini duymak için şimdi neler vermezdim..

Ruhun şad olsun canım babam...

Akvaryumdaki İki Küçük Balık

Cumartesi gününü biz çook önceden planlamıştık akklımızda. Baban ve ben Hande Teyze'yi, Rıfat Amca'yı ve tatlı Bulut'u görmek için sabırsızlanıyor, iade-i ziyaret için bize en uygun tarihi bulduğumuz için seviniyorduk. "Acaba onlar uygun mu?" sorusu ile heyecanla Hande Teyzeni aradım. Her zamanki candan ve neşeli sesi ile açtı telefonu ve çok sevindi geleceğimiz için. Planlar yapıldı, saatler belirlendi. O gün aynı zamanda senin hamileliğinde paylaşımda bulunduğumuz forumdan edindiğim arkadaşlarımdan biri olan Selin'in oğlu Eren Mert için pastayı da teslim ettim. Sonra karşıya geçip kavuşturduk seni Bulut'una ...

En son görüşmemizden beri Buuuut dilinden düşmüyordu, onunla uyuduk, onunla yedik hatta onunla iştahla yedik :)))

Ama artık büyüdünüzzz, ikinizin de "bennnn!" bilinci ön plana çıktığı için biraz kapıştınız arada ama bunun çok normal olduğunu biliyoruz, buna alışmalıyız artık...

Sen arkadaş ilişkilerindeki sessizliğin sonucunda gördüğün tepkilerden bıkmışlığınla sürekli "HAYIRRR" diyen bir Tuna'ydın. Bulut da herşeyinin elinden alınmasına tepki veren "Hepsi BENİM" diyen bir Bulut'tu haklı olarak..

Güzel bir kahvaltıdan sonra Forum İstanbul'a gittik. HemenTurkuazoo'ya girdik. Harikaydı tek kelime ile...Siz yürüyen yolu çok sevdiniz ve orada koşturdunuz Bulut ile..Biz de Hande Teyzen ile bol bol fotoğraf çektik..

Ardından güzel bir yemek yedik, size ciciler aldık. Alışverişlerde sürekli kendimi es geçen ben, o gün kendimi şımartıp uzun zamandan beri istediğim lastik çizmelerden aldım, hem de çiçekli olanlardan:)) Bu çizmelerime sen de bayıldın.

Forum İstanbul'dan sonra tekrar Bulut'lara geçtik. Kahve molasının ardından geç saatlerde eve döndük.

Harika bir gündü, teşekkür ederiz Hande Teyzemizzzz:))) En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere...

Not: Fotoğraflar Bulut'un blogundan alınmıştır:)

Senden Kısa Kısa

O kadar karanlık bir aydı ki Kasım ayı seni anlatamadım sana oğlum..Beni ve hüznümü dinledin bu ay..Ama bunlar da senin geçmişin olacak ileride..İleri de "Dedem ne zaman öldü, ben kaç yaşındaydım, nasıl biriydi" dediğinde en doğru yanıtları blogunda bulacaksın...

Neler yapıyorsun 2. yaşına 1 ay kala onlara bakalım biraz da:

Konuşmak bir yana şakıyorsun resmen ama dikkat ettiğim birşey var.Aslında bilinen bir gerçek ama sende daha da bariz: Konuşmanı içinde bulunduğun sosyal ortam etkiliyor. Eğer huzursuzsan konuşmuyorsun ama sadece baban ve ben varken, babanla hayret ediyoruz sözlerine..

Görsel algılamanın arttığını gözlemliyorum 1-2 aydır. Ya da zaten iyiydi de dillendiğin için biz farkına vardık. Resimlerde ya da TV'de gördüğün şeyleri 1 saniye görmen yeterli hemen sana çağrıştırdığı şeyleri söylüyorsun. Biz de gerçekten öyle mi diye biraz bekleyip izliyoruz. Hızına yetişemiyoruz yani:))

Örneğin TRT Çocuk'ta akşam 20.00'de yayımlanan Pepee'yi çok seviyorsun. 2 hafta önce öğlen saatlerinde ben TV'de zap yaparken Pepee'nin reklamı varmış ama ben hızla geçince sesini bile duymadan 1 saniyelik bir arada gördüğün o kareden Pepee'yi tanıdın. "Pepee başlioo anne, aç" dedin. Evet bir iki kanal geri gelince gerçekten Pepee'nin reklamlarını gördük:))

Başka bir örnek, babaannelerde mutfakta bulunan duvar saatini bana gösterip saat dediğinde evet saat 9 Tuna'cım demiştim. Oyuncakların arasındaki saat de dokuzmuş ve onu bana gösterip saat 9 dediğinde acaba her sakallıya dede mi diyorsun diye deneyip sana farklı saatler gösterdim ama onlara "diil" dedin. Saat 9'u kodlamışsın yani zihninde:)

Bu ara en favori mekanın SUPPAK(mutfak) Yemek yapmayı çok seviyorsun, birlikte yaptığımız yemekleri daha bir iştahla yiyorsun. Tarhana çorbasının adım adım nasıl yapıldığı biliyorsun ve beni sen yönlendiriyorsun. Senin dilinle Tarhana Çorbası tarifi şöyle:

Tencere ocağa koyulur, Tunişin sandalyesi ocağın önüne çekilir ve Tuna emir vermeye başlar:

1.Teeyağ koy, tahana koy, Tuna kaııştılıyooo
(Biraz kavrulunca ben yanıyoo, şimdi ne yapıcaz söyle bakalım ustam dediğimde)
2. Hememm su koy anne, yanıyooo (telaşlaa :))
3. Su döküooos, yanmıyooo (kokluyor ve ekliyor, ımmmm gusellll) :))
4. Kımmaaa vee anneee...Kıyma kouuomm, kaııştılıyooom
5. Tuna pişiiriyooo, ımmm guselll:))
6. Tuss anne, hemmem kooy, bittiii

Ben de tamam bitti, o biraz pişsin biz oyun oynayalım dediğimde "ı ıhh, anne, tuna kaıstılıyooo" diye ısrar ediyor. En kısa zamanda videolu anlatımını da ekleyeceğim:))

Yine en favori mekanlarından biri de banyoo..Sandalyeyi lavabonun kenarına çekip el yıkamaya bayılıyorsun, yıkanmak zaten vazgeçilmezin:))

İşte böyle örneklerle her geçen günümüz daha heyecanlı daha bir özlenesi oldu artık...Hayatımın am ortasındasın, en merkezindesin..Sana sahip olduğum için her an şükrediyorum. İyi ki varsın bitanemmmm..

25 Kasım 2009: Bir Mucize Oldu! EMZİĞE VEDA ETTİK!

Dikkat!!Bu bir EMZİĞE VEDA HİKAYESİDİR!! :))

Dün öğretmenler günüydü. Ama benim okulum ara tatilde olduğu için ve okulda olmadığım için sönük bir öğretmenler günüydü bizim için...

Ama ben öğretmenler gününü öğrenci olarak geçirdim. Pastacılık eğitimi aldım ve ve kusursuz ilk pastamı yaptım. Tabii hocamın sayesinde:))

O akşam eve döndüğümde öksürüğünün arttığını görünce çok üzüldüm. Ben de ağır bir grip geçirmiştim, hatta birşeylerin köşesinden dönmüştüm. Bu nedenle korkarak seni bugün doktora götürdüm.

Neyseki grip değilmişsin. Burun akıntın genizden aktığı için balgama neden olmuş ve bu da öksürmenin nedeniymiş. Bir de kuruk denilen bir öksürüğün var. O pek de sevimli bir tablo değilmiş.

Doktor Amcamız biz bekleme salonunda beklerken emziğini görmüş, bu nedenle bir de dişlerine baktı. Emziğin tek başına damak bozukluğuna neden olmayacağını ama senin zaten bir alt yapın olduğu için "o an" dan itibaren emziğe veda etmemiz gerektiğini söyledi.

Nasıl yani??? 2 yıllık susturucumuz olmadan ben ne yaparım? diye düşündüm seni düşünürcesine!!! Ama sanki önce kendimi düşündüm ne yalan söyliyeyim...:(

Tamam dedim ve çok kararlıydım. Arabaya bindik, oto koltuğunun emniyet kemerini bağlar bağlamaz "emmi" dersin ama sesin çıkmadı. Biraz mızırdanınca seninle kouşmaya başladım. Elif'i anlattım, sarı kedili bir masal uydurdum. Bulut'u çağıralım dedim ve eve geldik bile:))

Eve geldik, bir süre sonrada baba geldi. Babamıza müjdeyi verdim. Artık emmi yok hayatımızda ve asla adını bile anmayacağız bir süre dedim. Baban inanmadı, "Nasıl yani? Çok ağlasa da mı vermeyeceğiz? ama hasta, ağlamasın kıyamam" dedi. Elimizden geleni yapıp ağlatmadan bu işi başaracağız dedim. Pek inanmayarak da olsa :) kurdum işte bu cümleyi:))

Bu arada öksürüğün ile ilgili bir dip not: Balgamlı öksürüğünün yanında bir kuru horozumsu bir sesi olan öksürüğün olduğu için buhar makinesi önerdi doktorumuz. Baban hem arkadaşından hem de bir mağazadan iki ayrı modelde buhar makinası getirdi eve. Biri direkt ağızdan alınıyor, diğeri oda tipi.

Her ikisini de kullandık. Ama ilk gece hastane tipi olanın sesinden korkunca ona yanaşmadın. Zaten ondan sonra diğeri alındı ama her ikisini de kullandık sonnuçta...

Neyse, doktorumuz kuru öksürüğünün nefes darlığı yapabileceğini söylemişti. Morarma gibi belirtiler olursa acile gidip verdiğim iğneyi olmanız gerekiyor dediği için korktum ve daha sıcak olan salonda ikimize yatak hazırladım, buhar makinelerini açtım ve seninle yattım. Emziğin adını bile anmayınca babanla şoka girdik :))

Gece güzel uyudun, kalkıp emzik istersen ne yaparım diye düşündüm ama istemedin.
İkinci gece de aynı şekilde kolay ve sorunsuz geçti.

Bayram günü seninle ben Sakarya'ya anneanneye gittik. Baban akşam gelecekti aslında ama dayının yaralanması ile öğlene kalmadan o da geldi.

Sen Handan Teyze'nin kızı İrem ile orada kaldın. Bu seni çok yıprattı. Emizk yok, anne yok uyku yok...Arada hastaneden çıkıp yanına uğradım ama daha da kötü oldun. Akşam ablamın evine grdiğimde "anne" çığlıkların tüm apartmanı inletiyordu.

O gece ablamda kaldık. Evi yadırgadığın için ve gündüz yaşadığın bırakılma korkusu nedeni ile gece yarısına kadar ağlamaklı bekledin uyumayı. Oturduğun yerde gözlerini kapatıp kendini arkaya bırakıp sızışın görülmeye değerdi. :)

Ertesi gün yan bayramın 2. günü de ben hastanedeydim ama İrem ile gittik, sen arabada uyurken İrem seninle kaldı. Sonra evimize doğru yola çıktık. Yolda yine çok huzursuzdun, ağladın hem de çok..

Evimize girdik. Ve 2 gündür yeri göğü inleten Tuna gitti, eski Tuna geldi. Eski huzurun neşen yerine geldi..Hem de emmi(EMZİK) olmadan...

Hastalığını ve Sakarya'da bensiz geçen 1,5 günü emziksiz atlattık ya çok şükür :))

Çok Sevmek , Sevgiyi İrdelemek

Babamın vefatından kısa bir süre önce şöyle bir cümle kurmuştum:

"Oğlumu ne sebeple olsun bırakamam, başka bir yerde uyumasına dayanamam. İşten bile gecikmeden evde olmak için herşeyi erteliyorum."

Derken babam vefat etti, oğlum 3 gece ve günlerce bensizdi. Dayandım onsuzluğa...

Gözüm arkada değildi, çok şükürki sevgi dolu ona en iyi şekilde bakan babaannesi var. Çok şanslıyız bu konuda...

Hastalandım 5 gün hiç göremedim bazen eve geldi ve sesini duydum arka odalardan...dayandım yine bir gün sarmaş dolaş olacağız diye...

Çok seviyorum onu çook..Herşeyimi erteleyebilirim, herşeyimi ona verebilirim..Ölür müsün peki derler ya..Evet ölürüm onun sağlığı mutluluğu için..

Şimdi abime destek olmalıyım, işten sonra hastanede onun yanındayım. Dayanıyorum yine oğlumu özleyemiyorum bile.

Peki birilerini çok sevmekle kötü birşey mi yapıyoruz? Onların yokluğunu düşünmeden, o ihtimali anmadan deli gibi sevmek...

Peki neden en temel duygu sevmek ile ddonatılıyor insanlar? Sevgiden yoksun insanlara neden şüphe ile bakıyoruz?

Birilerini birşeyleri deli gibi seven insanlar bir gün o şeyi kaybedeceğini bile bile neden bağlanıyor şuursuzca..Ve o şey yitip gidince nasıl ve nerden dayanma gücü buluyoruz?

İyi ki varsın Allahım, aklımız ytip gitmeden yanı başımızda bitiyorsun...

Bugünlerde beni yalnız bırakma, tüm sevdiklerime sağlık ver. Oğluma iyi bak, sana emanet. Bizi sağlıkla sınama..Sabır ver, güzel düşünceler ver, aklımı koru Allahım!

27 Kasım: Bugün Bayram mı???

Bu bayram dedenin acısı ile başka olacaktı, tatsız tuzsuz ve babasız...

Daha kötüye de alıştırmak gerekiyor şu hassas kalplerimizi dercesine bir acı dolu telefon daha aldık abimlerde kahvaltıdayken...

Canım abim bir kaza geçirmiş, yine büyük abim verdi haberi yine aynı ses..Yine konduramadım kötü bir olaya...Hemen hastaneye koştuk, ameliyat saatini bekledik, sonra da çıkışını...Gözü ile ilgili bir kaç ameliyat daha gerekecekmiş...Sabırla bekleyeceğiz, iyi olacak buna inanıyorum, ona da güç vermeye çalışıyorum...

Artık iyi günler gelecek, bir süre üzülmeyeceğiz...Buna da inanmak istiyorum...

Özlemim Giderek Büyüyor...

Çarşamba gecesi evimiz sensizdi ve çok sessizdi. Dinlenmem için iyi bir fırsattı ama o gece çok hüzünlendim. Hem sen yoktun, hem de babacığımın artık bizimle olmadı fikri iyice yerleşti bende..

Baban o sabah seni çok özlediğini ve bu gece seni eve getirmek istediğini söyledi. Ben odamdan hiç çıkmazsam sorun olmaz dedik. Evet perşembe gecesi eve geldin. Sesini duymak, konuşmalarını uzaktan bile dinlemek çok iyi geldi bana..Çok özlemişim seni...

Uyku saatin gelince baban seni yatağına koydu. İlk önce hiç sesin çıkmadı. Sonra babanı çağırdın. Sonra tekrar uyudun. 1-2 saat sonra ağlayarak uyandın, yanına koşamadığım için çok kötü hissettim, babanla hiç sakinleşmezdin önceleri ama herşeyin bir ilki varmış. Baban biraz okşadı seni hemen uyudun tekrar.

Tam olarak uyuduğunda (gece yarısı) maskemi takıp odana girdim. Uyku tulumunu giydirdim. Öylece baktım sana, çok güzel uyuyordun. Öpemeden, dokunamadan ayrıldım odandan...

Gece bir kez daha uyandın, bu kez 10-15 kez anne gel, dedin, içim parçalandı. Ama gelemedim..Baban seni aldı, birlikte uyudunuz.

Cuma sabahı babaannen ve deden geldi seni almak için..Uyandın, ben de geldim odana uzaktan baktım sana.. Maskeli halimden mi, uzun zamandır görmediğinden mi bilinmez, bir şok sözkonusuydu sende..Öylece bakakaldın bana...

VE gittin...Cuma akşamı da kaldın babaannende..

Veeee..Beklenen kavuşma..Cumartesi akşamı, öksürüğümün yumuşaması ve 5 günü doldurduğumuz için eve döndün...O gece n doğal halimizle bir anı kalsın istedik bu fotoyla..Hastalık uzak dursun artık bizden!!

Grip Salgını ve Özlem...Seni Çoook Özledimm Tuniş'im...


Salı gecesinden beri görmüyorum seni...O gece de uzaktan uzağa bakıştık, uyumadan önce "kucuk kucuk" yapamadık. Bu işi babanla yaptın...

Kırıklığım ve hafif öksürüğüm seni de beni de etkilemez inşallah derken, ben çarşamba sabahına gümbür gümbür bik öksürükle başladım...

İşe araba ile gittim, olacaklardan haberli gibi..Okula zor vardım diyebilirim, yoldaki öksürük nöbetleri beni mahvetti..

Vardığımda revirin kapısına attım kendimi, hala aklım bir avuç kadar kalan öğrencilerime de bulaştırmamak adına maskedeydi. "Maske almalıyım, çok öksürüyorum" kötü bir öksürük krizinin ardından gelen kusma ile sona erdi. İşyeri Hekim'i tarafından yapılan muayene, sınıfımda 2 gündür devamsızlığı olan 15 öğrencinin durumları göz önüne alınarak malum grip salgınından nasiplendiğimle sonuçlandı.

Karar açıklandı: Şiddetli öksürük ve boğaz enfeksiyonu da eklendiği için antibiyotik, grip tedavisi peşi sıra...
3 gün yatak istirahati
5 gün eş yok bebiş yok...

Tamam dedim, boğazım düğümlenerek..Nasıl yani Tuna'sız 5 gün..Babamın vefatında 2 gün dayanabilmiştim..Diğer günler de pek göremedim yaa...Sabah ve akşam görüyordum sadece...

Neyse, emir büyük yerden tabi ki sözünü dinleyeceğim doktorumuzun..Arabaya bindim..Evimin yolunu tuttum..Araba kullanmamı zorlaştıran bir göğüs ağrısı ve ardı arkası kesilmeyen öksürük nöbetleri ile yolu zar zor tamamladım..Dile kolay 70 km..Eve girmeden zorlukla bulduğum ilaçlar için 3 eczane gezdim. İlaçları buldum ama maske bulamadım bu kez..

Eve geldim, hemen ellerimi yüzümü güzelce sabunlayıp, temiz giysiler giydim. Kendime başka bir odada yatak hazırladım, ilaçlarımı aldım ve yattım. "Hammannen" "çorba da yapamazsın sen şimdi, ben babanla yollarım" dedi ama o kadar dadeğil, biraz dinlenip bir çorba yaparım dedim ama...

Bu nasıl bir ağrı, her zerren ağırır mı? Tırnakların zonklar mı acıdan, öksürükten öksüremeyecek duruma gelir mi insan...Bu nasıl bir gripmiş Allah'ım! Biraz özlem, biraz ağrı, biraz da sinir bozukluğu ile koyuverdim bir tutam gözyaşını.Sonra uyumak mı halsizlik mi bilemediğim bir halde sızmışımm...Ne ilaç, ne su, ne çorbaa..Elim kalkmıyor ki...Cücüm eve geldi, o ne hal...Süperkadın yatağa serilmiş..kolu kanadı kalkmıyor..Hemen bir ilkyardım, ilaçlar, çaylar, çorbalar, daha neler neler...Ama maske şart + yaklaşma yasağı da tabi..

Cücüm, minik aşkın yanına gitti..Telefonda ses dinletmeler, zırlamalar (bizzat ben, Tunişin keyfi gayet yerinde)

Minik aşkım "hammannesi" ile kaldı, cücüm de kolu kırık kuşlar gibi döndü eve.."Herşey onun sağlığı için" diyerek...

Hande Teyze, Rıfat Amca ve Bulut geldi! Yaşasın...

Hande, Rıfat ve Bulut'un bizi ilk ziyaretinden sonra baban da ben de Hande'lerin uzakta olmasına çok üzülerek andık onları günlerce...

Hem sen çok iyi anlaştın Bulut'la. Hem de biz büyükler her anın tadını çıkardık ve hiç ayrılmak istemedik.

Bizi ikinci kez ziyaret ettiler Bulutlar. Bu kez Dedeciğinin vefatı nedeni ile bize geldiler.

Burada belirtmeden geçemeyeceğim. Hande Teyzen gibi bir arkadaş kazandığım için şükrettim dün. Senin odanda siz Bulut ile oynarken, bana sıkı sıkı sarılması, acımı içten,gerçekten paylaşması ve benimle birlikte ağlaması beni o kadar etkiledi, o kadar mutlu oldum ki böyle bir arkadaş, dost kazandığım için..Allah herkesin karşısına böyle kötü gün dostları çıkartsın.

Tıpkı Sevinç Teyzen gibi, pazar günü yanıma geldiler Turan Amcan'la. Ben mezarlığa giderken Sevinç Teyzen de yanımdaydı. Sık sık aradı nasıl olduğumu sordu..

Dilosh Teyzen de öyle, ben iyi olmadan gelme, sana daha sonra daha çok ihtiyacım olacak dedim. Her gün aradı, taa Adapazarı'na gelmeye kalktı, ben engelledim.

Adını sayamadığım dostlarım beni affedin, ama bugünlerde ne çok arkadaşım olduğunu daha iyi anladım. Herkes hala nasıl olduğumu sormak için, neler yapabileceklerini paylaşmak için beni arıyor.

İyi ki varsınız, herkesin benim gibi böyle kötü gün dostları olmasını diliyorum.
Sevgiyle ve sağlıkla kalın..

7 Kasım Cumartesi: Kenan Dedem Şaka Yaptı


Babam, canım babam kuzumun Kenan dedesi hepimize şaka yaptı, onu kaybettik...


Bugün baban ve ben dışardayken Adapazarı'na bir gitsek mi derken yine Domuz Gribi korkusu, yarın erkenden gideriz konuşmaları ile rotamızı eve çevirdik.

Ben yatağının parmaklıklarını sökmeye çalışıyordum, baban seninle oynuyordu. Babanın telefonu çaldı. Arayan Hakan Dayı'ndı. Bize gelecekler diye sevinmiştik. Ben açtım "Efendim Abicim" dedim sevinçle...Ama abim benim gibi sevinçli değildi, babanı istedi.

Oralı olmadım, karyolanın parmaklıklarını çıkartmak için uğraıyordum ben hala..Hiç aklımda yoktu ki...

Baban hazırlanmamı söyledi, dedenin hastanede olduğunu, yavaş yavaş yola çıkmamız gerektiğini söyledi. Orada anladım aslında neler olduğunu, ağladım hem de çokk...

Yolda baban bana ne hissediyorsun dedi, "babam öldü Cüneyt" dedim...Ağladım, hem de çookk...

Adapazarı'na uaştık. Apartmanın önünde bir kalabalık. Erkan Dayı'nla göz göze geldik...Bana sarıldı.."Kardeşim, başımız sağolsun."

Sözün bittiği yer işte tam orasıydı...

ÖĞÜT...

Benim yapamadıklarımı siz yapın lütfen..

Sana ve herkese...

Ailen hiç bir şeyin önüne geçmesin.

Hayatın telaşı dediğin şeyler yüzünden aileni benim gibi az ziyaret etme..Bu pişmanlık acısı herşeyden beter çünkü..

Seni seviyorum cümlesini sık sık ama içten kullan. Kullanınca eskimiyor korkma...

Yaşlılar hata yapar, inatçı olur, senin hoşlanmadığın şeyler yapabilirler, senin doğrularını onlarınki çoğu zaman çatışır.

Ama sen her seferinde onları haklı bul, onları kırma..Bak hayat ne kadar kısa ve kötü sürprizlerle dolu...

Herkesi her an kaybedecek gibi sev, koru..

Bir alo demek için zamanın olmadığını söyleme, bu koca bir yalan çünkü. Telefonu eline al vve sırayla büyüklerini, sevdiklerini ara..Seni seviyorum demeden telefonu kapatma..

Fotoğraf çekerken birilerini unutma, fotoğraflar arasında dolaşırken çok sevdiklerinin resimlerine az rastlarsan onları bir daha fotoğraflama şansın olmadığını unutma...

SENİ SEVİYORUM OĞLUM...

Bartu'lar Bize Geldi

Bu yazıyı Bartular gelmeden önce eklemiş ama yayınlamamıştım. Ertesi gün Kenan Deden'den acı haber gelince ne resim ekleyebildim, ne de yazı. Tam 2 ay sonra yazabildim bu cümleleri, hala resim ekleyemesem de...

1 Kasım Pazar: Hande ve Bulut Bize geldiii :)

Uzunn ve çook güzel bir pazar günü geçirdik bugün. Hamileliğimde herşeyimi paylaşarak arkadaş edindiğim forum sayesinde çok değerli dostlar kazandım. Daha önce bir buluşmaya katılmıştık ama çoğu karşıda olunca bir kere ile kaldı bu sayı.

Bulut'un annesi Hande ile çok güzel bir dialog vardı aramızda. Her konuşmamızda keşke daha sık görüşsek, keşke yakın olsak derdik hep.

Hayaller gerçek oldu, Handeler taa Beylikdüzünden bize pazar günü kahvaltıya geldiler. Baban tenis turnuvası nedeni ile maçtaydı, bu nedenle kahvaltımızı geciktirdik. Hande, Bulut ve Rıfat 12 gibi geldiler, baban da onlardan hemen önce gelmişti. Sen erken uyandığın için öle uykuna yatmıştın.

Biz kahvaltımızı yaptık, sohbet ettik rahat rahat dedim ama en uyanınca da her şey çok rahattı. Bulut'u alıp senin odana götürdüm, seni uyurken izledik. Bulut'a "Uyandıralım mı Tuna'yı" diye sorduğumda hemen kafasını salladı. Sana seslendim bir kaç kez ama bir türlü uyanmadın. Neyse sonunda pes ettin ve Bulut'u görünce yaşıtını görmenin verdiği sevinçle hiç huysuzlanmadan uyandın.

Bulut'u da senin yatağına koyduk. Kısa bir kaynaşma aşamasından sonra çok uyumlu bir arkadaşlığa adım attınız:)

Uyanma çalışmaların biraz zaman aldı, sürekli daldın gitin. Bulut'a hediyesini verdin, sonra da sen hediyeni aldın ve açtık. Bundan sonra iyice açıldın. Çok güzel oynadınız, o kadar uyumluydunuz ki, bize hiç yük olmadınız. Normal de arkadaşlarınla oynarken ağlayan taraf sen olurdun. Bulut'un elinden bir kaç kez oyuncağını çekince çok ağladı Bulut, çok duygusalsın bu nedenle üzülmemesi için uyarılarımızla da olsa, oyuncaklarını geri vermen ve onu sevmen çok hoşuma gitti.

Bir de sen elinde ıslak mendille bir yerleri sildikten sonra Bulut da seni örnek alıp aynı şeyi yaptı. Sonra onun yanına gidip "suayı, suayı" dediğin an çok komikti :)



Kalkmaya niyetlenen Hande ve eşini baban ikna etti, bir de güzel bir akşam yemeği yedik. Uzun zamandır gördüğümüz iştahsızlığın bulut'un kocaman lokmalarını izleye izleye sona erdi. O günden beri çok güzel yiyorsun yine :)

Biz de Hande ile çok güzel sohbet ettik, bize bu kadar kıyak yapacağınızı düşünmemiştim. O kadar güzel oyunlar oynadınız, öyle uyumluydunuz ki, uzak olduğumuz için bir kez daha üzüldük.En kısa zamanda görüşmek üzere.
www.minikbulutum.blogspot.com

Yaşasın Cumhuriyet!!!


Bugünü çoşkuyla kutlayanlardan olmanı dilerim oğlum...

Cadde'de Bir Deli!

24 EKİM:
Bugün sempozyum vardı okulumuzda. Sen ve baban beni beklediniz. Senin 2 gündür keyfin yok, tek başına bırakmak istemedim seni babanla, yakınımda ol istedim, siz bahçenin ve oyun parkının tadını çıkarırken ben de oturumlara katıldım ama tadının kaçtığını görünce ben de çıkmak zorunda kaldım.

Önce Paladium AVM'ne uğradık. C&A erkek çocuklar için cennetmiş onu anladım. Bundan sonra sana kıyafet bulamadım diye üzülmeyeceğim. Adres belli!

Ardından Cadde'ye geçtik. Seni tutabilene aşkolsun. Deli gibi koşturup durdun! Biz senin peşinde koşturmaktan yoruduk ama sen hiç yorulmadın:)

Ama bugüne ait fotoğraflarımızın akibetini bilemediğim için foto eklyemedim:(

Diloş Teyzemizi Ziyaret Ettik

23 EKİM 2009
Diloş Teyzemiz, sonunda yeni işine başladı ve artık bize çok yakın. Ama o da ben de çalışınca görüşmek mümkün olmadı. Bugün okulum dezenfekte çalışması nedeni ile tatildi.

Öğleden sonra Diloş Teyzemizi ziyaret ettik. Çok mutlu oldum çoook. Sen Diloş Teyzenin odasını karıştırdın bol bol biz de sohbet ettik:)


Yeni Bir Arkadaş:Bartu




Babanın iş arkadaşı Ali Osman ve eşi Zerrin ile tanıştık cuma akşamı. Bir de Bartu ile tabi :))
2,5 yaşında kıpır kıpır bol ekşınlı bir genç kendisi. Sen de bayıldın Bartu'ya. Onun neşeli ve enerjik hali ile sen de çoştukça çoştun. Sonuçta bol gürültülü ama çok eğlenceli bir gece geçirdik:))

Bartu'nun basket potasındaki atışlarınız görülmeye değerdi:))

Baskeeeeet!!!

Taaaa, bayramdan kalma bir video: Amcasının hediyesi potayı yavru kuzu pek sevdi.

video

Yaşasın Blog Arkadaşlığı

Yaşıtlarının bloglarını takip etmek kitap okumaktan hem daha keyifli hem de daha öğretici oluyor çoğu zaman...

Arda'nın blogu
da yararlı bloglardan. Arda'nın annesi Burcu'nun hem eğlenceli hem de öğretici yazılarını severek takip ediyorum.

19 ay doktor kontrolü yazısını okuyunca "Vayy, ne doktorlar var yahu" dedim :)
Tüm oyunlar, gelişim basamakları çok detaylı aktarılmış. İlgilenenler hem blogu hem yazıyı inceleyebilirler.

http://ardaakalin.blogspot.com/2009/09/19-aylk-doktor-kontrolu.html

Ben de kuzum için bir kaç oyun hazırladım, bu bilgilerden faydalanarak. En kısa zamanda Tuna'nın fotoları ile oyunlarımızı paylaşacağım..

Teşekkürler Burcu, teşekkürler Arda. İyi ki varsınız :)

Yeni Sözcükler, Cümleler...Sinem Teyze-Ali Amca


Yeni yeni sözcüklerinle şaşırıyoruz bugünlerde. Daha önce pratiğini yapmadığımız sözcükleri söyediğinde ise çok mutlu oluyoruz babanla. Bunlardan birkaçı:

Mamanni: Babaanne
Ömme : Ömer
Yıka: : Yıkanmak, banyo
Çıka : Çıkartmak
Baka : Bakalım
Paak :Park
Püpe : Küpe
Kooye : Kolye
Sil : Silmek
Sür : Sürmek
Aa : Al
Giiy :Giy-Giydir
Akka : Ayakkabı
Una : Tuna

Şidilik aklıma unlar geliyor :)

Cümlelerin:
Anne akka giy (Ayakkabımı giydir/ Ayakkabını giy)
Baba amma dökü, siii (Baba mamam döküldü, sil.)
Ömme aaba al Una. (Ömer Tuna'ya araba aldı. )
Anne Una pis, yıkaa. (Anne Tuna kirlendi, yıka.)
Pisi atta, bakaa. (Anne dışarda pisi var, evde de çok sıkıldım, hadi cama cıkalım da azcık ona bakalım :))))

En detaylı tercümelerle hizmette sınır yok :)))

Bu arada dün Dolphin AVM'deyken babanın ilk iş arkadaşlarından Sinem ve eşi Ali ile karşılaştık. İş arkadaşlığının ötesinde onlar sıkı dostlar. Sen 3 aylıktın ilk tanışmanızda :)

Sinem Teyzenin minik yeğeni Güneş'in doğum günü için ciciler ararken sana çok güzel kışlık bir ayakkabı buldum. Umarım bunu eskitme şansın olur da sonu Crocslarına benzemez.

Onların da bir bebekleri olacak mart ayında. Sabırsızlıkla bekliyoruz minik kuzuyu :)

21 AYLIK OLDUK...

8 Ekim'de tam 21 aylık oldun. 10 Ekim Cumartesi günü Elif'in doktoru Bahar Teyze'ye gittik. Memorial Hastanesi uzak da olsa güvendiğimiz bir doktor olduğu için ve geçen gidişimizde çok güzel ilgililendiği için yine Bahar Hanım'a gittik. Önce Elif muayene oldu, grip aşısının 2. dozu yapıldı. Sonra biz girdik içeri.

Boy ve kilo gelişimindeki yavaşlama nedeni ile önerileri bizim için çok önemliydi Bahar Hanım'ın. Az yediğin günlerin ertesinde en azından güzel bir kahvaltı yapman için ara sıra hazırladığımız karışım kahvaltılarını kaldırıyoruz mönümüzden. Biraz domates biraz ekmek de yesen aç da kalsan bu karışımlara izin vermedi Bahar Doktor.

Aslında yemek konusunda önerdiği tüm besin gruplarını son 1 ay hariç düzenli olarak alıyorsun. her gün kırmızı et/ köfte, her gün 1 yumurta, her gün en az 400 ml en çok 600 ml süt...Ve her gün güneş ışığı...

Vitamin ve balık yağı kullanmaya başlıyoruz bu ay...1 ay sonra yediklerimize, kilomuza ve boyumuza bakılacak.

Genetiğin önüne ne yersen ye geçemeyeceğiz sanırım. Boy gelişimin bana ve dayılarına çekmiş:) Tabi ergenlik sonrası şansın da var hemen kesitirip atamayız değil mi? :)

Hastane sonrası Sevinç Teyzenlerle İstinye Park'ı gezdik. Fotoları Elif'in blogundan çalacağım en kısa zamanda:))

Son 1 Ayda Neler Yaptık?

Son 1 aydır blogundaki giriş sorunları nedeni ile resim ekleyemedim. Özet geçelim Eylül ayımızı...
1 EYLÜL 2009:Ev Halleri...
Çok hareketli ama bir o kadar da eğlenceli bir çocuk oldun. Yürümek nedir bilmiyorsun, sürekli koşuyorsun. Herşeyi "ben yapacağım" tavrın var yaş özelliklerin gereği.

Örnek:
Anne: Tuna gezmeye gidiyoruz, cicilerini getir giyelim.
Tuna: I ıh! ve ardından alttaki manzara...

Meraklı, eğlenceli, komik, yenilik meraklısı: TUNA :) Mini fırını yerinden çıkarıp tezgah üstüne koyduğum gün bayram ettin. Çünkü senin için harika bir yuvaydı orası. Sürekli içine girip komiklikler yaptın. Ama priz riski nedeni ile fırını eski yerine koyduk ve eğlence bitti!
Babanın amcası Mehmet Amca'nı baharda ziyaret etmiştik. Seni görmek için bize geldiği gün gecikmeli katıldım bu güzel güne. ikinizi aynı karede yakaladığımız için çok mutlu olduk. Başta pek yaklaşmadın ama ilerleyen dakikalarda pek güzel kaynaştınız.

3 EYLÜL 2009 Akşam Gezmeleri
İftardan sonra yürüyüş yapmayı bir yerlerde kahve içmeyi çok seviyoruz. Bu akşam Diloş Teyzen ve kardeşi Levent ile birlikte iftar yaptık.

Diloş Teyzen baharda Kocaeli Üniversitesi'ne görüşme için gelmişti ve kendisinden güzel haberler aldık bugünlerde. Artık o da bizimle aynı şehirde olacak. Bu beni en çok sevindiren olay oldu. Canım arkadaşımı özlediğim günlerde hep "keşke aynı şehirde olsak" derdim, dualarım gerçek oldu. :)

İftar sonrası Kahve Dünyası'na gittik. Sen her zamanki gibi en sosyal hallerinle aradaki cama rağmen dışarda oturan abi ve ablalara komiklik yapıp, yine kendine hayran bıraktın :)
13 EYLÜL 2009: Eliflerdeyiz
Uzun zamandır Sevinç Teyzenlerle görüşemedik. Bugün onlardaydık. Sizin büyüdüğünüzü de hiç ağlaşmadan bitirdiğimiz geceden anladık. Elif ile öyle güzel vakit geçirdin ki, "Elif ile nasıl oynadın Tuna" diye sorduğumda" ımmm" diye ifade edip yanağını okşadın elini tuttun. Elif ile eğlendiğini anlatmaya çalıştın :) Tanıştığınızdan beri yakaladığımız en güzel pozunuz bu bence. Ve gerçekten büyüdüğünüzün kanıtı:)))
19.09.2009 ELİF TEYZE ANNE OLDU: HOŞGELDİN TUNÇ BEBEK!
Sonunda minik kuzu doğdu:) Hemen ziyaret ettik Tunç'u ve taze anne ve babasını. Çok tatlı bir bebek, akça pakça :) Uzun sağlıklı bir ömür diliyorum Tunç'umuza annesine, babasına:) Biz bebiş ve Elif Teyze ile ilgilenirken sen de önce seni oturttuğum koltukta uslu uslu oturdun, sonra da odadaki bebek süsleri ve Tunç için hazırladığım kurabiyeler ile ilgilendin.Bu ayın son gelişmesi benim doğum günümdü. Bir önceki postta fotoğrafımız var. :)