RSS

İyi ki Doğdun Elifff...

Bugün can arkadaşın Elif'in doğum günü. Onun uyku saatinde biz gidemedik, tam gidecekken sen yolda uyudun derken bugün görüşemedik, çok üzüldük. 1-2 haftaya kadar Sevinç Teyzenler Maşukiye'den karşı cama transfer olacaklar:))
Camdan cama sohbetlerimizi çok özlemiştik biz de, az kaldı:)
İYİ Kİ DOĞDUN ELİFFF!!!
Çook öptük seni cim cimee:)

Dillendin İyice...

Gerginsin ama dil gelişiminin maşallahı var. Dil gelişimi dedim de aklıma geçen gün alışverişte karşılaştığım bir anne geldi. Ben seninle sohbet ediyorken birden yanıma yanaştı kucağındaki kızı ile. Kızı pek sevimliydi...Biraz sevdik çaprazlama bebişleri, sohbete başladık sonra.

Sevimli kızın Annesi: "Dilli annenin dilli bebeği olur.Sizinki de çok konuşuyor mu? Ben bazen dayanamıyorum."

Ben: "Hem öğretmenim, hem dilliyim ama benim kuzum pek dilli değil. Olması da gerekmiyor değil mi? Elbet birgün konuşacak. Bana başımı dinlemek için zaman veriyor." (Gülüştük.)

Ben: "Mesela anne demeye 1,5 yaşında başladı, ama dil gelişimi için bir çok etken var ve hiçbirşeyin göstergesi değil.."

Sevimli kızın annesi :(Tuna'nın ııhh, ıhhlarını duyunca) Ah canım, hala konuşamıyor mu? Bir doktora gitseniz, kaç aylık (Ben :20) Aaaa, ay sakın ihmal etmeyin, bir problem var bence!

Ben:) Sakin olun ne doktoru ne problemi:) Herşey yolunda oğlumun iletişim becerileri gayet iyi. Her çocuk farklıdır. Tuna da geç konuşmayı tercih edenlerden!

Ancak kadının cahilliği diğer konuşmaları ile yüzüme yüzüme çarpınca, gülümseyerek ayrıldım. :)

Neyse ben kuzumun sözcük dağarcığı ile devam ediyorum, en sevdiğimle başlıyorum:
Ottunaaa: Of Tuna :)
Anne
Baba
Babanni
Dede
Amva:Amca
Tete:Teyze
Abla
Abi
Diyee:Dilek
Bebbi:Bebek
Aşşa:Aşağı
Atta:Gezme
Aaaba:Araba
Piiee:Pelin
Pila: Pilav
Heya:Hera
Kakka:kaka
Tiss:Çiş
Karga:Kaaga
Doştu:Düştü
Gel
Tii:Bitti-Gitti
Eyi:Elif
Tuukan:Tunçkan
Kak:Kalk
Aç(Artık söylemiyorsun)
Emmi:Emzik
Amma:Mama-Yemek
Ossu:Su
Össü:Süt
Pisi:Kedi
Ov Ov: Köpek
Döktü
Ko:Koy

Şimdilik aklıma bunlar geldi. Bunlarla sadece 2 sözcüklü cümle kuruyorsun. Genellikle de single takılıyorsun :))))

1 Aydır Neden Yazmıyorum???

Arayan, mail yazan arkadaşlarım oldu. Çok inceler hepsine burdan teşekkür ediyorum. Neden yoksunuz, bloga neden yazmıyorsun gibi sorular geldi. Tuna'nın blogunu ihmal ettim doğru, kurabiye blogumu bile daha çok güncelledim. Gerçi onu da yaptıklarım kadar güncelleyemedim ama neyse...

23 Ağustos'ta işe başladım. İlk 1 hafta baban baktı sana, o henüz iş başı yapmamıştı. 2. hafta babaannenler gelmeye başladı. 2 haftadır onlar bakıyor sana. Toplam 3 haftadır ayrıyız.

Yaz tatilinde nasıl geliştiğini yakından gözlemleyerek çok keyifli bir yaz tatili geçirdim. Hemen her gün dışardaydık, bol bol gezdik, toplam 2 hafta havuz, deniz ve güneşin tadını çıkardık. Hemen her gün çimenlerde, sokaklarda stres attık. Her gün yan yana diz dize, koyun koyunaydık.

Çalışırken yaptığım hataları yapmadım bu yaz tatilinde. Örneğin uykuya hemen dalman için mayıs-haziran aylarında seni kendi yatağımıza alıyor, uyuduğunda yatağına yatırıyordum. O dönem eve geç geldiğim için 1-2 saat görüşmenin ardından bari beraber uyuyalım diyerek yaptım bu hatayı. Tabi hala "anne" demediğin için bir yandan da kendimi suçluyor ve temize çekiyordum geceleri...

Ama tatil boyunca, yemek yemen, uyuman ve davranışlarınla beni hiç üzmedin. Geceleri uykun gelince yatağına gitmek için elimizden tutuyor, yatağına girdiğinde el sallayıp köpeğine sarılıp hemen uyuyordun.

İlk tatilimizden sonra tekrar mama sandalyene alıştın ve yemeklerini sorunsuzca yedin. Ardından koşmaca bitti!

Öyle uyumluydun ki, dışarı çıktığımızda seni görenler "Hadi Tuna'cım, bırakalım, çıkalım" gibi ricalarımıza ısrar etmemene, söz dinlemene ve bunlara rağmen bir o kadar da özgüvenli oluşuna, güler yüzüne, enerjine, sevecenliğine hayran kalıyorlardı.

Böyle güzel bir yaz tatilinden sonra işe başlamak ben de kaygı yarattı. Bu güzel düzen ve süreç devam edecek miydi?

TABİ Kİ HAYIR!!!

İlk hafta pek birşey anlamadın. Baban seni bol bol gezdirdi her gün ama yemek yediremediğini anladı bu 1 haftalık süreçte. Eve geldiğimde o kadar aç oluyordun ki ne versem yiyordun.

Davranışlarında da bir sorun yoktu. O sevgi dolu sarılmaların, öpüşlerin eve geldiğimde tüm yorgunluğumu alıyordu. Eve gelir gelmez seninle bol bol oyun oynuyor, geziyorduk. Davranışların eskisi gibi devam etti.

Ancak işe başladığım ilk günün gecesi uyanman beni hem şaşırttı, hem de üzdü. Tüm yaz deliksiz uykuların o kadar atmıştı ki, o gece sıkça uyanıp ağlamana gerçekten çok üzüldüm. Yine uykusuz, stresli bir şekilde gittim işe.

Bir gece uyuyor, diğer gece mutlaka uyanıyordun. Giderek arttı uyandığın geceler. 3. haftadayım işimde ve şimdiden çok yoruldum.

Davranışlarındaki değişim de tuz biber oldu. Hem de ne değişim!!

3 gündür, Tuna gitti bambaşka bir çocuk geldi yerine. Ben gelir gelmez ağlamaya başlıyorsun, beni oraya buraya çekiştirip sinirleniyorsun, hırsını alamayınca bana ve kendine vurmaya başlıyorsun. Bu şiddetli ağlamalarla devam ediyor. Ne istediğini bilmeden ağlıyorsun. Sarıldığımda ittiriyorsun. 1-2 saat gerginlikten sonra birşey olamaış gibi devam ediyoruz hayatımıza. Yine yüzün gülüyor, eğleniyorsun...

Gündüz olmayan bu ÖFKE NÖBETLERİ sadece bana..Babana böyle davranmıyorsun. Ve özellikle HAYIR dediğimde başlıyor. Örneğin lap topuma vuruyorsun, gayet sakin bir şekilde neden vurmaman gerektiğini açıklasam da nöbet başlıyor ve devam ediyor. Ya da almaman gereken şeyler, ellememen gereken şeylerle ilgili seni durduruyorsam (elektirik prizinin kilidini çıkarmaya çalışman, klozet fırçasını çamaşır makinasına sokmak istemen gibi vs..)

Ortadan kaybolduğumda (WC/Duş gibi) ağlamaya başlıyorsun, sabahları anne diye uyanıyorsun, bir süre beni evde arıyorsun, bulamayınca ağlıyorsun...

İşe başlamış olmanın, senin güven duygunu zedelediğini düşünüyorum..Umarım toparlanırız en kısa zamanda...

2. Tatilimiz

Temmuz ayında gittiğimiz ve hala tadı damağımızdaki Fethiye tatilinden sonra okullarımız açılmadan bir de Çeşme yapalım diye yola çıktık geçen hafta cuma sabahı. Derken her yıl gittiğimiz Bodrum'a çevirdik rotamızı. Çeşme çocukla tatil için bence pek uygun değil, bir de cuma günü çok rüzgarlı ve serin olduğunu duyunca tama dedik biz yine Bodrum'a gidelim.

Bu kez araba ile gittik. Oto koltuğunda 1-2 saat oturabiliyorsun, sonra gezmek yürümek istiyorsun. Sabah 7'ye doğru çıktık yola. Hiç acele etmeden sıkıldığımız her an mola verdik. Bu sayede yolculuğumuz çok güzel geçti. 2 kez uyudun. Yemeklerini güzelce yedin. Turgutreis'te babanın bulduğu Hawthorn Karaca Hotel'e yerleştik. Odamızı görünce şok oldum. Satandart odaları olmadığı için standart oda fiyatına suit oda vermişler bize. Kocaman çok lüks teraslı harika manzaralı bir oda. Senin rahat etmen açısından çok iyi oldu bu jest :)
Cumartesi günü denizine bayıldığımız Akyar mevkine gittik. Karaincir plajının güzelliği ile 2 yıl önce tanışmıştık, herkese de anlattım berraklığını temizliğini ve ılıklığını. Sen benim içimdeyken tanışmıştın bu yerle. Bu yıl tadına bile baktın yüzmek bi yana:)

Önce kova setimizle alıştırma yaptık. Bir baktım ayaklandın ilerliyorsun. Birlikte girdik yüzdük. İlk tedirginliğini atınca ayaklar çırpıldı, eller suya vuruldu. Bir ısındın denize anlatamam:) Fotoğraf makinasını yanımıza almadığımız için, denizde mutluluk çığlıkları attığın o anları çekemedik malesef:(

Akşam Turgutreis'in meydanına gittik. Burda tabir caizse 1,5 saat at gibi koşturdun. Senden büyük abiler ablalar daha çok ilgini çekiyor. Öyle güzel anlaşıyorsun ki, zaman nasıl geçiyor anlamıyorsun. Bir baktık yorgunluktan dengeni sağlayamıyorsun ve terden sırılsıklam olmuşsun hemen otele döndük yolda uyudun, sabaha kadar sesin çıkmadı:)

Pazar günü öğleden sonra Kalkan'a geçtik 5 saat süren yolculuğumuzda bizi üzmedin. Kalkan'da Bülent Amcan ve PElin Yengen'le buluşup minik tatlı bir otele yerleştik. Aşiyan Otel'i herkese tavsiye ediyorum. Küçük ve az odalı olduğu için otel neredeyse size ait gibi. Akşamları denizden gelince bir de havuz keyfi yaptık burda. Hava sıcak olunca deniz ve havuz sıcaklığı da fazlaydı. Bu sayede seni denizden de havuzdan da alamadık.

Ancak Kalkan çok eğimli ve tamamen taşlık bir tatil yöresi. Ve Türk sayısı oldukça az. Bu nedenle çok pahalı. Yemek yiyebileceğimiz daha doğrusu kazıklanmadan yemek yiyebileceğimiz yer bulmakta çok zorlandık. İlk gece merkezdeki bir balıkçıda yedik yemeğimizi. Buradaki balık çorbasını ve garson abiyi çok sevdin. Sen ona Kaaadeş dedikce abi aşka gelip sana bol bol servis yaptı.:)

Pazartesi günü ünlü Patara Plajı'na gittik. Senin için kum ve dingin deniz aradık tatil boyunca, kumunu bulduk ama denizi çok dalgalıydı. Yine de korkmadın. Kumda oynadık, yine kaçıp denize gittin gelen bir dalga sana çarpıp düşürünce bol miktarda tuzlu su yuttun. Neyse yarasın:) (Yaradı :))

Otele döndük, havuza girdik, akşam yemeğini nerde yesek diye düşünürken Kaş yolu üzerindeki Kuru's Place'yi (Kuru'nun Yeri)bulduk. Ev yemekleri ararken tam isabet oldu. Çok otantik çok hoş bir yerdi. Bahçe içinde tamamen ev yemekleri sunan çok şirin bir yer. Ancak hafızamızda pek de öyle kalmadı.

Sen çorbanı içtikten sonra bahçesinde yemek yediğimiz evin alt katındaki balkonda oynayan çocukları gördün, balkonda sadece oyuncak vardı. Bir de 35 yaşlarında bir bayan vardı. Oturmuş çocukları izliyordu. Ben misafir çocuklarla ilgilnen bir görevli sandım bu bayanı. Siz rahatça yemeğinizi yiyin ben çocuklarla ilgileniyorum diyince seni bıraktım. Masamızla aranda 7-8 metre vardı. Crocslarını çıkarttı bu bayan merdivenlerin oraya attı. Baban düzeltsek mi ayakkabıları çok dağıldı dedi, birşey olmaz dedim. Bir süre sonra çocuklardan biri çok ağladı. Sen de tedirgin görünüyordun. Yanına gittim. Meğer bu ufaklık seni halasından(çocuklara ben bakarım diyen bayan) kıskanmış. "Gitsin" diye ağladığı için seni aldım kucağıma tam ayakkbılarını giydireceğim bir baktım Croclar yok! Hemen babana sordum, kesin o almıştır dedim ama yok. O bayan küçük bir çocuk geldi ayakkabılarla ilgilendi, burada çalışan bir bayanın çocuğu dedi. Biz o bayanı ararken diğer bayan ve çocukları arabalarına binip gitti. Aşağıdaki fotoğraf, crocsların çalınmadan 15-20 dakika önce çekilmişti.

Kimin aldığını bilemem ama bildiğim birşey var ki insanlarımız çok kötüleşmiş. Acınacak hale gelmişler, minicik bir çocuğun ayaklarının çıplak kalması onları rahatsız etmez olmuş!

Sen çok huzursuzlandık yere basıp yürüyemediğin için, mekan sahibi Hüseyin Bey de o sırada bizimle ilgilenmedi, turistlerle ilgilenmek ve yemek servisi yapmayı daha çok önemsediği için beklemek zorunda kaldık. Bir yandan sen de ağladığın için ben çok gerildim ve patladım. Gayet samimiyetsiz bir şekilde "parası neyse ben veririm, ya da ben aynısından alayım hediye edeyim ne olacak" gibi sıcaklıktan uzak klişe cümlelerle bizi avutmaya çalıştı. Ama hesabı güzelce sundu. Eğer niyet yardımcı olmaksa o hesap öyle gelmezdi. Biz yine ödeyeceğimizi öderdik orası ayrı konu da samimiyetsizliği anlatabilmek için örnek verdim.

Çok üzgün ve gergin bir şekilde ayrıldık. Telefon numaramızı ve kaldığımız yeri yazıp verdik Hüseyin Bey'e. Kesin birisi bulur ya da çocuklar almışsa aileleri getirir diye umut ettik ama arayan olmadı. Sen de spor ayakkabılarınla idare ettin dönene kadar.

(Salı günü)Ertesi gün Amcanlarla birlikte tekne kiralayıp denize açıldık. Harika bir tekneydi, servis yemekler süperdi. Koylarda seninle bol bol yüzdük. Sahilden girmek kadar kolay değildi bizim için. Ama alışma süren çok kısa sürüyordu, direk denize girdiğin için. İlk denemelerde merdivenlerden seni alıp düşürmeden tutmak ve öyle yüzmek zor geldi ve çok korktum ama makarnalarla bu işi de hallettik:) Tur boyunca Pelin demeye çalıştın. "Piyeee" dedin tüm gün:)

Akşam otelimize dönünce biraz da havuzda yüzdük. Yemeği Kaş'ta yedik. Kaş, Kalkan'a göre daha düz ve Türk sayısı çok fazla. Çarşıdaki takıcılara bayıldık Pelin Yengenle.

Pelin Yengen ve Bülent Amcan 12 yıl önce öğrenciyken Kaş'ta tatil yapmışlar. Kaldıkları pansiyon sahibi Adem abi onlara her öğün yemek ikram etmiş. Onları çok iyi ağırlamış, okeyler, tavlalar oynamışlar. Çok sevmişler Adem abiyi kısacası.

Onu tekrar görmek ve bir kez daha teşekkür etmek için aradılar ve buldular. Birlikte çay içtik sohbet ettik. Ayakkabılarının çalınmasından sonra böyle bir insanla tanışınca "Hala iyi insanlar var" diye sevindim.

Çarşamba sabahı biz Afyon'a Amcanlar Antalya'ya doğru yolu çıkmak üzere tatlı otelimizden ayrıldık. Öğlen saatleri Afyon'daydık. Babanın çok sevdiği kuzeni Nilay 6 yıl önce Fırat Amca ile evlenip Afyon'a yerleşti. 4,5 yaşında Nehir adında bir kızı ve 2 ay sonra dünyaya gelecek olan Doruk adında bir oğlu var. Çok sıcak cana yakın, çok misafirperverdir. En son 5 yıl önce Nehir'e hamileyken misafir olmuştuk onlara. Çok istememize rağmen 5 yıldır gidememiştik. Aslında onlar ailesi İzmit'te olduğu için yılda 2-3 kez geliyorlar, görüşüyoruz ama biz gidemiyoruz malesef.

Çarşamba akşamı orada kaldık. Çok güzel bir akşamdı. Sen çok mutluydun, Nehir ile çok iyi anlaştın. Yaşça senden büyük ablalar abilere çok ilgilisin.
Ertesi sabah kahvaltı yaptık ve yola koyulduk. Son durağımız Pamukova oldu. Babanın yeğeni Hikmet Amca'ya da uğrayıp bir çay içtikten sonra evimize doğru yola çıktık. O sırada Metin tesislerine uğradık birşeyler aldık. Çok severek giydirdiğim kırmızı yeleğini burada unuttuk. Yoldan aradık, Hikmet amca gidip alacaktı ama yarım saatte bunu götürmüş yurdum insanı!!!

İyice paronoyak oldum, artık herşeyi 50 kez kontrol ediyorum, yanından hiç ayrılmıyorum, sürekli insanları inceliyorum...Neyse tatil sonrası önerilerim ve fotolarımız yarın eklenecek :)

Diloş Teyzemiz Seni Görmeye Geldi.

Geçen ay iş görüşmesi için sınırlı saatte görebildiğimiz Diloşumuz bizi mutlu eden bir haber verdi geçen hafta. "Salı günü ordayım." :)
Evet Salı akşamı saat 8'de bizdeydi. Eve girer girmez, seni öptü mıncıkladı. Sen de mest oldun tabii. Zaten ilk gelişinde apayrı bir iletişiminiz olmuştu. Uykundan uyanıp ilk kez gördüğün birine gülümsemen ve onu yanına çağırman pek de alışık olmadığımız bir durum olduğu için ben şok olmuştum.
Aynı elektrik kaldığı yerden devam etti. Hem de nasıl! Kucağından inmedin, elini bırakmadın, odandan çıkarmadın Dilek'i. Yemeklerini daha bir iştahla yedin. Dilek Teyzen "Tuna ağzını kocaman açacak" der demez ağzını açıp her lokmanı "ımmm" diyerek ona bakıp yemen bu misafirliğe damgasını vuran anlar oldu.
Bir de çadır maceralarınız var tabi. Her fırsatta Diloş'u çadırına çağırıp oyunlar oynadınız. Yaşıtın gibi mi gördün bilemiyorum ama gerçekten aranızdaki iletişimi daha önce kimseyle yaşamadın. Dedene ve Cömert Amca'na da çok düşkünsün ama bu daha da farklıydı.
Salı akşamı Elif Teyze ve Tunçkan Amca da bizdeydi. Onlar gittikten sonra sen Dilekle oynamaya devam ettin. Çok yorgun olmana rağmen saat 23'te hala Dilek ile oynamak istiyordun. Seni odana götürdüm, yatağına yatırdım. Uyku ritüellerimizi sıralamaya başladık.(Pocoyo kitabını senin anlatman, İgle Pigle Kayıp Battaniye kitabını benim okumam ve kitapların kritiği:)) Ama Dilek el sallayıp odadan çıkınca olan oldu. Gitmesin der gibi ağladın hemen ve epey zor uyudun.
Çarşamba sabahı 9'da kalktık. Baban işe gitti, Diloş sen ve ben güzel bir kahvaltı yaptık. O sırada Diloş sana "Baba nereye gitti Tuniş" dediğinde "işe" demene hem çok şaşırdık hem de bayıldık:)
Akşamüstü dışarı çıktık Kahve Dünyası'na gittik. Kurabiye siparişimle ilgili ihtiyaçlarım vardı, onları aldık. Bu arada Diloş sayesinde Avea'dan Turkcell'e geçiş yaptım, haydi hayırlısı:)
Baba geldi, bizi aldı. Eve gidip mamalar yaptık, yedik. Sen uyuduktan sonra biraz sohbet ettik Diloşum'la:) Ertesi gün yani dün(Perşembe) saat 2'de gitti Diloşum. O saate kadar evdeydik ve Diloş Teyzen hep seninle oynadı. En çok kule yıkma oyununu oynadın onunla. "Dışşş" diye diye bir hal oldun:) Hiç sıkılmadın, hiç benim yanıma gelmedin, hiç mızmızlanmadın bu 2 gün boyunca. Bu arada 21. yılımızı geride bıraktık dostluğumuzda. Şimdi 6. sınıf denilen orta 1'de tanışmıştık Diloş'la. Şebnem, Emel, Burcu, Dilek ve benharika 5'lisiydik sınıfın. Arkadaşlığımıza gıpta ile bakardı herkes. Emel dayımın kızı olduğu için her daim birlikteydik ama üniversiteden sonra farklı şehirler evlilik çocuk derken az görüşürü olduk. Şebnem ile kopmuştuk. Ankara'da üniversite yıllarında karşılaştık arada konuştuk telefonla. Şimdi aynı şehirdeyiz yine. Az görüşsekte kalpler hala sıcacık.
Burcu ve Dilek ise hiç ama hiç çıkmadılar hayatımdan. Dloşum beni hiç yalnız bırakmadı. Senin doğumuna 2 hafta kala bizi görmeye gelmişti Ankara'dan. Baban senin odanı boyarken birlikte ne gülüşmüştük. O kadar gülme doğuracaksın demişti de inanmamıştım, öyle de oldu gerçekten:)
Sen doğduğundan beni sık sık arayıp hep destek verdi. Blogunu hep takip etti. Benim için değerini sana anlatamam. Dostluk nedir deseler Diloşumdur derim. Her başım sıkıştığında onu ararım. Sıcacık konuşmaları ile beni hep yatıştıran ablam annem, herşeyim oldu o. Senin de onu iyi tanımanı ve sık görmeni o kadar istiyorum ki. Belki bu isteğimiz gereçk olur. Belki bir gün aynı şehirde yaşarız. Belli mi olur:)
Diloşum, seni çok seviyorum. Evimiz boş kaldı. Hala hüzünlüyüm. En kısa zamanda yine gel, nolur!
Civcivin:)

2. Tatilin Devamı()

17 Temmuz Cuma:
Öğlen yemeğinden sonra yine denize gittik ama dalgalıydı, havuzda devam ettik su keyfimize. Akşam yemeğinden sonra Kids Club'da alıyorduk soluğu, bahçesindeki ve mini evdeki oyuncakları çok sevdin, baban da çok sevdi :)


Sen oynarken biz de azıcık romantizm yaptık sen gelene kadar tabi:)
Cuma akşamı Türk Gecesi programı vardı. Akşamüstü şekerlemesi yaptığın için önceki gecelerdeen farklı olarak anfi tiyatroya gittik Kids Club'tan sonra. Önce Çocuk discosu vardı. Tilly ve diğer çocuklarla birlikte dans ettin. Çok komiktin, figürlerini bir yerden öğrenip öğrenmediğini sordu turistler. Doğaçlama dediğimizde daha da merakla izlediler. :)
Programı izlerken uyuyakaldın, doğru odamıza gittik hayretler içinde. Evde çıt olsa uyanan sen, o gürültüde nasıl uyudun. Alla allaaa :)

18 Temmuz Cumartesi:

3 günlük düzenimiz bugün de devam etti ama sabah şekerlemeni çok erken yaptın akşam üstü havuzda da çok yorulduğun için bir şekerleme daha yaptın. Bu gece Shangay Gösterisi vardı. Bu nedenle akşam üstü uyumana izin verip onu rahatça seyretmeyi planladık. Gündüze ait fotolarımız yok, çünkü pilini şarj ettik makinamızın:(
Çılgın animatörümüz Erdem'in her gece ayrı kılığa girip turisrtlerle ve bizlerle olan iletişimine bayıldık. Her otele bir Erdem şart :) Gösteriden önce kızlarla deli gibi oynadın. Sarhoş gibiiydin, işte kanıtı :)Gösteri harikaydı, videolarını da çektik. Özellikle senin onların arasına katılma arzun görülmeye değerdi, napacaksan :))Günlerdir seni uzaktan izleyen ve bugün bizimle tanışmak istediklerini belirten Monica&Erhard çiftini çok sevdik. İkisi de biraz biraz Türkçe konuşuyorlar. Çok tatlı insanlar 7 aylık bir torunları varmış. Seni de büyük torunlarının erkek arkadaşına benzetmişler ve büyüdüğünde çok yakışıklı bir erkek olacak, kızlarla çok uğraşacaksınız dediler :) Hadi bakalım:) Birbirimize mail adreslerimizi verdik, hemen mailleştik bile. Avusturya'dan bir dostumuz oldu ne güzel:)
20 Temmuz Pazartesi:
Bugün son günümüzdü. Dolu dolu geçirdik her günümüzü ve inanılmaz keyifli bir tatildi. Bugün Tilly'nin annesi,babası, dedesi ve Jordan Safari'ye gittiler. Tilly anneannesi ile birlikteydi, tüm gün onunla sohbet ettik. Yemek, uyku, eğitim konularında görüşlerini aldık. Çünkü Tilly de Jordan da çok iyi yetiştirilmiş çocuklardı. Yemek konusunda sandalye dışında bir yerde yemek yenilmeyeceği yemeğin çok kutsal olduğu öğretilirmiş. Eğer hazırlanan yemeği sevmezse zorlanmadan hemen sevdiği bir meyveye geçilirmiş. Eline verilir, bittiğinde sandalyeden kalkmasına izin verilirmiş. Uyku saatleri de belli Tilly'nin ama tatilde düzeni bozulmuş. Her iyi davranışından sonra good girl diyorlar Tilly'e ve her paylaşım da teşekkür ediyor Tiilly. "Thank you" (te yuuuu) demeyi öğrendin onun sayesinde bir de "ba bay" Ordaki Türk ailelerden birini yorumu çok hoşuma gitti. Türkçeden önce İngilizceyi sökecek Tuna :)

Havuzdan sonra yemek yedik ardından sen Kids Club'ta oynarken biz babanla bilerdo ve langırt oynadık. Bize verdiğin bu aralar için çok teşekkür ederiz kuzum:)Tekrar havuza döndük. Akşam saatlerinde Safari'den dönen Jordan bizi görmek için havuza geldi. Sen onu çok sevdiğin, gözlerinin içi gülüyor onu gördüğünde. Baban sen ve Jordan su toğu oynadınız. O sırada çığlıkların ve mutluluğunla herkes seni izledi. Bu arada 6 gün boyunca bol bol havuzda düştün ve bol bol su yuttun. Hasta olabileceğini düşündüm ama çok şükür sapasağlam döndük:) Akşam otelin fotoğrfçısı ile randevulaşıp Sunset fotolarımızı çektirdik. Aşağıdaki bizim çektiklerimiz diğeri fotoğrafçıdakilerden biri.Sahil fotolarının ardından Çocuk Disco'sunun zamanı başladığı için otele geçtik. Tilly ile çok eğlendin yine.Çarşıdaki turumuzda biz hediyelerimizi alırken sen uyuyakaldın. Otele dönüp barda birşeyler içerken bize yaşattığın bu güzel sakin eğlenceli ve sorunsuz 6 gün için sana teşekkür ettik. Canım oğlum, keşke hayat tatil güzelliği ile devam etse. Ama eve dönme vakti geldi. Yarın sabah 11.30 uçağı ile İstanbul'a uçacağız. Uçaktan korktum gerildim ama iyi ki araba ile gitmemişiz. Onca saat nasıl çekilirdi bilemiyorum. Sabah Fethiyede'ydik, öğlen evde. Süperdi bu yanı:)
Ağustos'ta bir askilik olmazsa Çeşme'de bir minik tatil daha yapalım diyoruz bakalım kısmet olacak mı:)

2. Tatilin:Fethiye/Ölüdeniz

Malesef her güzel şey gibi tatilimiz de bitti oğluşum. Her anını doya doya güle güle yaşadığımız 6 gün geride kaldı..Tadı damağımızda hüznü içimizde...
Evet hüzünle döndük, çünkü bu tatilimizde o kadar çok aile ile kaynaştık ki, dönerken arkamızdan el sallayan bir çok dost bıraktık. İlk kez bir tatil köyünden ayrılırken gözlerim doldu. Hem otelimizi ve çalışanlarını çok sevdik hem de arkadaşlarımıza çok bağlandık.
Nerden başlasam nasıl anlatsam....Fethiye..Fethiye... :)
Gerçekten senin için de bizim için de süperdi herşey. Gün gün ilerlemekte fayda var, zira anlatacak çok şey olunca dağıtabilirim her an:)

15 Temmuz Çarşamba:
Sabah 7.30 da babanın "koğuş kalk düdüğü" ile uyanadım. Off gitmeyelim uyuyalım şımarıklığının ardından hemen toparlanmaya başladım. Bir yandan seni uyandırmamak için yavaş ve sakin adımlar atıp bir yandan da hızlı olmaya çalışmak çok zordu. Ama evden çıkarken bir baktık ki herşey hazır sen yoksun. Seni unutup çıkacaktık neredeyse. Şaka şaka:))

Deden bizi Sabiha Gökçen Havaalanı'na bıraktı. Ben çok gergindim, daha önce iş için sadece 2 kez uçağa binmiştim ama bu kadar gergin değildim uçuş öncesi. Sürekli seninle ilgili endişelerimi içeren senaryolar yazdım uçuş boyunca...Kalkışta da inişte de hiçbirşey içmedin. Kulakların ağrıdığı için de ağladın. İndik ama gerginlik sana da bulaşmıştı sanki. Otele geldik, düzenin alt üst olduğundan mıdır benim gerginliğimden etkilendiğin için midir bilinmez, çok mız mızdın. Neyse ki kısa sürdü. Hemen oteli keşfetmek için harekete geçtin :)Odamızda biraz dinlendikten sonra doğru denize gittik. 1 haftadır rüzgarlıymış Fethiye, bunaltmadı havası bizi ama denizde dalga vardı. Sen de korktun doğal olarak. Biz de hemen havuza geçtik. Tek kelime ile mest oldun. Kova setinle ve havuz kenarında tanıştığın Tilly ile daha da keyiflendin. Tilly 2 yaşında ve Londra'da yaşıyor. Annesi babası dayısı anneannesi ve dedesi ile birlikte tatil yapıyorlardı. Onlarla her gün havuz başı sohbetlerimiz oldu. Siz de çok iyi anlaştınız. Hem çok güzel hem çok akıllı hem de çok uyumlu bir kız. Sık sık seni öpmesi, sarılması ve oyuncaklarını seninle paylaşması, her paylaşımın ardından ejjjj you (thank you) demesi ile kendine hayran bıraktı herkesi:))
Bu tatlı havuz keyfinden sonra odamıza gidip akşam yemeği için hazırlandık. Yanımdaki hazır mamalara hiç ihtiyaç duymadık, çünkü otelin tüm yemekleri müthişti, nasıl lezzetliydi anlatamam. Her gün çıkan çeşit çeşit çorbalar, balık çeşitleri, ızgaralar vs. senin yemeğini düşünme derdinden beni kurtardı. Sen de çok sevdin yemekleri itirazın olmadı yerken tek itirazın mama sandalyesine/ sandalyeye oturmaktı. İlk gece yemeğini hazırlayıp Kids Club'ta yedirdim, o gün birşey yemediğin için peşinden dolaşarak yedirmek zorunda kaldım. Sonraki günler izlediğim turistlerden ders alarak bu uygulamaya son verdim. (Detaylar sonraki yazımda..)
Akşam yemeğinden sonra otelin sahil tarafındaki kapısından çıkarak yürüyüş parkurunda turlanalım dedik. Bir baktık ki bu kapının sağında Ölüdeniz'in çarşısı var. Hediyelik eşya satan dükkanlar, barlar cafeler, restoranlar ne ararsan var. Tatil köylerine gidip otele tıkılmayı hiç sevmeyen baban ve benim için müthiş bir sürprizdi bu. Her gece seni pusetine koyup yürüyüş yaptık, seninle ilgili acil ihtiyaçlarımızı alabildiğimiz süpermarket de vardı bu çarşıda. Kısacası çok rahat ettik. İlk gece yürüyüşümüz sırasında pusetinde sızdın.Biz de geceyi erken bitirip odamıza döndük. Sabaha kadar mışıl mışıl uyudun.

16 Temmuz Perşembe:
Sabah çok erken uyandın 6.30'da. Öyle acıkmıştın ki biberonu tutuşunu fotoğraflamak istedik.
Erken uyandığın için kahvaltıdan sonra havuzda oynayıp şezlongda uyudun. Geçen yıl odaya götürmüştüm uyuman için, çok hassastın sese karşı. bu yıl animatörlerin mikrafonla yaptıkları anonsları, çılgın havuz oyunlarında efektleri, yüksek sesteki müzikleri hiç umursamadan horul horul uyudun. Horultuna ait videoyu da yarın ekleyeceğim. :) Kanıtım var yani:)Uyku halini atınca etrafı kolaçan edip sosyalleşmeye başladın. Turist teyzelerin yanına gidip gel deyip kaldırdın onları:) Burada da merhabalaşıyorsun. (El sıkıştınız teyzoşla:))
Hergün 7'ye kadar havuz başındaydık. 7 buçuktaki yemeği her akşam biz açtık. Restorana ilk giren biz oluyorduk hep. Sen yeri göğü ammaaa diye inlettiğin için :) Yemekten sonra paraşüt izlemek için sahil bölümüne geçtik. Tüm gün onları izlemek çok keyifliydi. Sen de paraşütleri görünce Paaa diye gökyüzünü gösteriyordun.

17 Temmuz Cuma:

Kahvaltı sonrası şekerleme tatil alışkanlığın oldu sanırım. Şezlondaki halin çok tatlıydı. Yine paaa ları gördün ve babanla böyle izlediniz.


ARKASI YARIN:)